Necati AKBULUT necofon
  Atatürk Diyorki
 







Bagımsızlık (İstiklâl)
Cumhuriyet

Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. 1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında B. H., S. 251)

Cumhuriyet düşünce serbestligi taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)

Cumhuriyet ahlâki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S.231)

Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir. 1924 (Atatürk'ün S.D. III, S. 74)

Cumhuriyet, yeni ve saglam esaslariyle, Türk milletini emin ve saglam bir istikbal yoluna koydugu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattıgı güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur. 1936 (Atatürk'ün S.D. I, S. 372)

Bugünkü hükûmetimiz, devlet teşkilâtımız dogrudan dogruya milletin kendi kendine, kendiliginden yaptıgı bir devlet teşkilâtı ve hükûmettir ki, onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükûmettir. Artık hükûmet ve hükûmet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi oldugunu tamamen anlamışlardır. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S. 230)

Son senelerde milletimizin fiilen gösterdigi kabiliyet, istidat, idrak, kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar gafil ve ne kadar tetkikten uzak görünüşe düşkün insanlar oldugunu pek güzel ispat etti. Milletimiz haiz oldugu özelliklerini ve liyakatini hükûmetinin yeni ismiyle medeniyet dünyasına daha çok kolaylıkla göstermege muvaffak olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettigi mevkiye lâyık oldugunu eserleriyle ispat edecektir.

Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır. 29 Ekim 1923 (Nutuk II, S. 814-15)

Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabilecegi fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimaglı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşıyacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümege devam edecektir. 1926 (Atatürk'ün S.D. III, S. 80)

Cumhuriyetimiz öyle zannolundugu gibi zayıf degildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış degildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmaga hazırız. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)

Gelecek nesillerin Türkiye de Cumhuriyetin ilanı günü, ona en merhametsizce hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldıgını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz! Bilâkis, Türkiye'nin münevver ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tesbitte hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir.

Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir hanedanın, halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân kalmayacak surette muhafazasının mecburî kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet idaresi ilân olunsa bile, onu yaşatmak mümkün degildir. 1927 (Nutuk II, S. 831)
Türk Milleti

Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey degildir. (Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlardan Hatıralar, S. 95)

Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.
1923 (Taha Toros, Atatürk'ün Adana Seyahatleri, S. 23)

Türk! Ögün. Çalış. Güven. (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 304)

Bir Türk dünyaya bedeldir. (1925)

İngiliz ateşemiliterinin sordugu bir sorunun cevabıdır:

Anasının ve babasının asilligiyle iftihar eden Tedoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Attillâ'ya, barış görüşmesinden önce sormuş:

"Siz hangi asîl ailedensiniz?" Attillâ da ona cevap vermiş: "Ben asîl bir milletin evlâdıyım!" İşte benim cevabım da size budur!" (Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk; T. Ve D.K.H., S. 54)

Türk milleti büyük bir arslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sıgınmış göz ile görülmez küçük varlıklarız. O arslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek... İşte bizim için iftihar edebilecek rol budur. 1931 (Asım Us, Hatıra Notları, S. 322)

Ben batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım. Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın milletlerini şahsen tanırım ve bu tanışmam da harb sahalarında olmuştur, ateş altında olmuştur. Ölüm karşısında olmuştur. Yemin ederek size temin ederim ki, bizim milletimizin manevî kuvveti bütün milletlerin manevî kuvvetinin üstündedir. 1920 (Atatürk'ün S.D. I, S. 81)

Türk milleti, güzel her şeyi, her medenî şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, herşeyin üstünde tapındıgı bir şey varsa, o da kahramanlıktır. Bu sözlerim şüphesiz bugünkü uyanık Türk gençliginin kulaklarında yüksek ve tesirli akisler yapacaktır. Yüksek huylarına ehemmiyetle baktıgım Türk çocuklarından daha az şey istemem.

Bizim başka milletlerden hiçbir eksigimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek maksatlar ugrunda ölmesini biliriz. (Makbule Atadan Anlatıyor. Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk III, Der: N.A. Banoglu, S. 79)

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler degiliz. Ve şunu kat'i olarak söyleyeyim ki bir millet, varlıgı ve bagımsızlıgı için herşeye girişir ve bu gaye ugrunda her fedakârlıgı yaparsa, muvaffak olmaması mümkün degildir. Elbette muvaffak olur. Muvaffak olamaz ise o millet ölmüş demektir. Şu halde millet yaşadıkça ve her türlü fedakârlıkta bulundukça muvaffak olamaması hatıra gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz. 1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.O.K. Atatürk'le beraber; Cilt: II, S. 346)

Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benligimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benligini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 143)

Felâketler, elemler, maglûbiyetler milletler üzerinde bir takım etkenlerin vücut bulmasına sebebiyet verir. Bu etkenlerin başlıcası, öyle kara günlerinde sonra milletlerin uyanması vakalarını bulması ve kendi benligini duymasıdır.

Milletleri yükselten bu özelliklere bir etken daha ilâve edelim: İntikam hissi... Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelâde bir intikam degil, hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların zararlarını yoketmeye yönelen bir intikamdır. Bütün dünya bilmeli ki, karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet acizlik ve zaaftır. Bu, insaniyet göstermek degil, insanlık özelliginin yokoluşunu ilân etmektir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II. S. 117)

Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmaga kadirdir. Türk vatanının bir karış topragı için bütün millet bir vücut olarak ayaga kalkar. Haysiyetinin bir zerresine, vatanın bir avuç topragına vuku bulacak tecavüzün bütün mevcudiyetine vurulmuş darbe olacagını artık Türk milletinin farketmedigini sanmak hatadır. 1924 (Behçet Macit, Gazi ve Eserleri, S. 96)

Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerinin çocuklarına kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: "Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklügün istikbaline ait ödevlerim bitmemişti, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz."

Bu sözler bir ferdin degil, bir Türk Milleti duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milleti'nin nefesinin sönmiyecegini onun ebedi oldugunu göstermelidir. Yüksek Türk, senin için yüksekligin hududu yoktur. İşte parola budur. 1935 (Atatürk'ün T.T.B. IV., S.575-76)

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyügü, temeli Türk kahramanlıgı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milleti'nin ve onun degerli ordusunun bir ve beraber olarak kararlı bir şekilde yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracagız. Millî kültürümüzü çagdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracagız.

Daha az zamanda daha büyük işler başaracagız. Bunda muvaffak olacagımıza şüphem yoktur. Çünkü Türk Milleti'nin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir. Çünkü Türk Milleti millî birlik ve beraberlikte güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü Türk Milleti'nin yürümekte oldugu ilerleme ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttugu meşale müspet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyet olan Türk Milleti'nin tarihî vasfıda güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlıgını, fıtrî zekâsını, ilme baglılıgını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besliyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.

Asla şüphem yoktur ki; Türklügün unutulmuş büyük medenî vastı ve büyük medenî kabiliyeti bundan sonraki inkişafiyle âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi dogacaktır.
Türk Milleti,

Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene! 1933 (Atatürk'ün S.D. II, S. 272)

Memleket ve millet hizmetlerinde baş olmak isteyenlerin ilham kaynagı, milletin hakikî hisleri ve emelleridir. Bizim anılmaga deger bir hareketimiz varsa o da milletin duygu ve egilimlerinde varlıgına temas etmege çalışmaktan ibarettir. Her türlü muvaffakiyet sırrının, her nevi kuvvetin, kudretin hakikî kaynagının, milletin kendisi olduguna kanaatimiz tamdır. 1925 (M.E.İ.S.D. I, S. 26)

Söz söyleyen arkadaşlarımızdan biri bana nereden ilham ve kuvvet aldıgımı sordu. Arkadaşlarımızın sordugu ilham ve kuvvet kaynagı, milletin kendisidir. Milletin müşterek egilimi, umumî fikri oldugunu inkâr edenler de vardır. Bu gibileri, hepiniz çok işitmişsinizdir. Bu gibiler memleket ve milletle alâkasız, dalgın insanlardır. Memleketimizin ve milletimizin başına gelmiş olan bunca felâketler hiç şüphe etmemelidirki, bu dalgın insanların memleketin talihini ve iradesine ellerinde tutmuş olmalarından ileri gelmiştir.

Bir toplulugun mutlaka ortaklaşa bir fikri vardır. Eger bu her zaman dile getirilemiyor ve belirtilemiyorsa, onun yokluguna karar verilmemelidir. O, yapılan işlerde mutlaka mevcuttur. Varlıgımız, bagımsızlıgımızı kurtaran bütün işler ve hareketler, milletin müşterek fikrinin, arzusunun, azminin yüksek belirtisinden başka bir şey degildir. 1925 (Atatürk'ün M.A.D., S. 22)

Biz, ilhamlarımızı, gökten ve görünmez âlemlerden degil, dogrudan dogruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadıgımız yurt, bagrından çıktıgımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardıgımız neticelerdir. 1937 (Atatürk'ün K.A.N., S. 40)

Bu millet hakikî egilimine zıt düşünceye sapanlara iltifat etmemektedir. Bununla bugün çok övünüyorum. Bundaki isabetin sırrını izah için derhal söylemeliyim ki bizim ilham kaynagımız dogrudan dogruya büyük Türk Milleti'nin vicdanı olmuştur ve daima olacaktır. Bütün hareketi, verimi, kuvveti millî vicdandan aldıkça, bütün teşebbüslerimizde milletin sag duyusunu, rehber saydıkça şimdiye kadar oldugu gibi bundan sonra da milleti dogru hedeflere eriştirecegimize imanımız tamdır. 1925 (Atatürk'ün B.N., S 92)

Giriştigimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyeti ve yüksek sagduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynagımız olmuştur. Bu büyük millet, arzu ve istidadının yöneldigi istikametleri görmeye çalışan ve görebilen evlâdını daima takdir ve himaye etmiştir. 1926 (Atatürk'ün S.D. I, S. 337)

Millet sevgisi kadar büyük mükâfat yoktur. İstiklâl harbinde benim de milletime ettigim bir takım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir, dedim; aranacak olursa, dogrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları oldugumuzu isbat etmek için, yapmamız lâzımgelen şeylerin hepsini yaptıgımızı ileri süremeyiz; bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmî çalışmalarda bunlar arasındadır. Beni seven arkadaşlarıma tavsiyem şudur: şahsınız için degil, fakat mensup oldugunuz millet için elbirligi ile çalışalım; çalışmaların en yüksegi budur. (Muzaffer Göker, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 388 )

Milletimizi şimdiye kadar söyledigim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla övünç duyuyorum. "Yapacagım. Yapacagız. Yapabiliriz" dedigim zaman onların gerçekten yapabilecegime inanmıştır. Nitekim Sakarya Muharebesi başlamadan evvel "Düşmanı memleketimiz içinde bogacagız" demiştim. Bana bazı mühim sayılan yerlerden müracaatlar vâki olarak "milleti beyhude yere kırdırmayınız" demişler; Romenlerden, Bulgarlardan, Yunanlılardan bahsederek kurtuluşumuzu gelecege bırakmanın uygun olacagını söylemişlerdi. Fakat milletin kabiliyetini, imanını gözönüne alarak onlara "Hayır, yapacagız!" demiştim. Şimdi de milleti refaha, ilerlemeye, memleketi mutluluga sevketmek için mevcut kabiliyetimizi gözönünde alarak "Bunu da yapacagız!" diyorum. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 70)

Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi degil, onları söylemekligim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekligimden idi. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 123)

Türk milleti kahramanlıkta oldugu kadar, istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür. (Yusuf Ziya Özer, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 287)

Mühim bir vazifenin yapılışında benden evvel işe girişen, millet olmuştur. Benim şu veya bu sebeple tehir ettigim mühim vazifeyi millet bana ihtar etmiş ve yaptırmıştır. Bunu milletin müşterek ruhundaki yükseklik ve erginlige parlak bir misal olarak anmayalım. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 44)

Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat kaynagı milletimin sinesidir. 1919 (Reşit Paşanın Hatıraları, S. 86)

Bu millet kılı kıpırdamadan dava ugruna ve benim ugruma, canını vermege hazır olmasaydı ben hiçbir şey yapamazdım. (Behçet Kemal Çaglar, Atatürk, Anekdotlar -Anılar, Der. : Kemal Arıburnu, S. 39)

Ben binbir müşkül karşısında yılacak bir insan olsa idim büyük işlerin rehberliginde, milletim beni yaya bırakırdı. Milletimin iyi niyetine daima minnettarım. (Afetinan, Atatürk hakkında H.B. S. 21)

Ben gerektigi zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı verecegim. (Haziran 1937)

Hayatımın bütün safhalarında oldugu gibi, son zamanların buhranları ve felaketleri arasında da, bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nev'i şahsi duygularımı, milletin selameti ve saadeti namına feda etmekten zevk duymayayım.

Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat dogan yegâne millet Türklerdir. (1937)

Kudretsiz dimaglar, zayıf gözler, hakikati kolay göremezler. O gibiler büyük Türk milletinin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır. (1925)

Millet, muasır medeniyetin bütün milletlere temin ettigi hayat ve vasıtaları, esasta ve şekilde aynen ve tamamen gerçekleştirmeye kati karar vermiştir. Millet, yenilik ve ıslahat sahasında gösterdigi gayretlerin asırlardan beri oldugu gibi, türlü yalan ve dolanla biran bile durmasına müsaade etmemek azmindedir.

Millet, milletlerarası umumi mücadele sahasında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak muasır medeniyette bulunabilecegini, sabit olmuş bir hakikat diye benimsemiştir.

Millet, saydıgım degişiklikler ve inkılapların tabii ve zaruri icabı olarak umumi iradesinde ve bütün kanunlarında, ancak dünya ihtiyaçlarından mülhem ve ihtiyacın degişmesiyle degişip gelişmesi esas olan dünyevi bir idare zihniyetini hayat düsturu saymıştır. (1925)

Bu büyük millet, arzu ve istihdadının yönelmiş oldugu istikametleri göstermeye çalışan ve görebilen evladını daima takdir ve himeya etmiştir. (1926)

İki Mustafa Kemâl vardır. Biri, ben, fâni Mustafa Kemâl; digeri milletin içinde yaşattıgı Mustafa Kemâller idealidir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike ânında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası dogurmadı mı? Feyiz milletindir, benim degildir. (1935)

Türk milletinin istidadı ve katî kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektedir. (1924)

Türk milleti şuurla ve bunca bin senelerin açtıgı devasız yaraları acele tedavi etmek ıstırabiyle, hakikat denilen cevheri bulmuş olduguna inanarak, uzun adımlarla kurtuluş aramaya karar vermiştir. Bunun önüne sed çekmek isteyeceklerin âkıbeti Türkün kuvvetli ayakları altında ezilmektir.

Silâhı ile oldugu gibi aklı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdigi kudreti, ikincisinde de gösterecegine asla şüphem yoktur. Milletimizin sâf seciyesi istidat ile doludur. (15 Temmuz 1921)

Samsun'a ayak bastıktan sonra derhal memleket ve milleti yokladım. Gördüm ki, memleketin ve milletin temayülü istiklâl müdafaasında tereddüt edenleri utanılır mevkiinde bırakabilecek mahiyettedir. Filhakika iki seneden beri bütün dünyanın şahit oldugu olaylar düşüncelerimde isabet ve milletin azim ve imânında hakikî salâbet oldugunu ispat etti. (23 Nisan 1921)

Hiçbir zafer gaye degildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için belli başlı vasıtadır. Gaye fikirdir. Zafer bir fikrin istihsal ve hizmet nisbetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin istihsaline dayanmayan zafer payidar olamaz. O boş bir gayrettir.

Bizi diger medeni milletler arasında geri bıraktıran adlî, siyasî, iktisadî, malî zincirler kırılmıştır. Parçalanmıştır... Bugüne kadar kazandıgımız muvaffakıyet, bize ancak terakki ve medeniyete dogru bir yol açmıştır. Yoksa terakki medeniyeti henüz ulaşılmış degildir.

Büyük davamız, en medenî ve müreffeh millet olarak varlıgımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında degil düşüncelerinde temelli bir inkılâp yapmış olan Büyük Türk Milletinin dinamik idealidir. Bu idealin en kısa bir zamanda kavramak için, fikir ve hareketi, beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu teşebbüste, başarı ancak, süreli bir planla ve rasyonel çalışmakla mümkün olabilir..

Türk İnkılâbı

Türk inkılabı nedir? Bu inkılâp, kelimenin ilk anda işaret ettigi ihtilâl mânasından başka, ondan daha geniş bir degişikligi ifade etmektedir. Bugünkü devletimizin şekli, asırlardan beri gelen eski şekilleri ortadan kaldıran en gelişmiş tarz olmuştur.

Milletin, varlıgını devam ettirmesi için fertleri arasında düşündügü müşterek bag, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini degiştirmiş, yani millet, dinî ve mezhebi baglantı yerine Türk Milliyeti bagıyla fertlerini toplamıştır.

Millet, beynelmilel umumî mücadele sahasında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak çagdaş medeniyette bulunabilecegini bir degişmez gerçek olarak prensip saymıştır.

Büyük milletimizin hayatının seyrinde vücuda getirdigi bu degişiklikleri herhangi bir ihtilâlden çok fazla, çok yüksek olan en muazzam inkılâplardandır. 1925 (M.E.İ.S.D. I, S. 28 )

Hakikî inkılâpçılar onlardır ki, ilerleme ve yenileşme inkılâbına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek egilime sızmasını bilirler. Bu münasebetle şunu da ifade edeyim ki, Türk milletinin son senelerde gösterdigi harikaların, yaptıgı siyasî, sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir. Sizsiniz. Bu istidat ve gelişme mevcut olmasaydı onu yaratmaga hiçbir kuvvet ve kudret kâfi gelemezdi. Herhangi bir gelişme devresinde bulunan bir insan kitlesini bulundugu vaziyetten kaldırıp damdan düşer gibi filân gelişme seviyesine eriştirmek imkânsızlıgı tabiî izaha muhtaç degildir. Yaptıgımız ve yapmakta oldugumuz inkılaplarımızın temel prensibi budur. Bu gerçegi kabul edemeyen zihniyetleri darmadagın etmek zarurîdir. Şimdiye kadar milletin dimagını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut uydurma hikâyeler tamamen kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça dimaga gerçek nurlarını yerleştirmek imkânsızdır. 1925 (Atatürk'ün B.N., S. 92-93)

Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boguşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız inkılâplar... İşte Türk genel inkılâbının bir kısa ifadesi... 1935 (Atatürk'ün S.D. I, S. 365)

Türkiye'yi, derece derece mi ilerletmeli, anî olarak mı? İki sistem var, biri malûm, büyük Fransız ihtilâlindeki tarz: Rejimler degişecek, ihtilâllere karşı mukabil ihtilâller yapılacak. Sag solu tepeler, sol sagı süpürürken bir de bakılacak ki bir buçuk asırlık zaman geçmiş... Bu milletin damarlarında o kadar bol kan ve önünde o kadar geniş zaman var mı? 1922 (İsmail Habib Sevük, Atatürk için, S. 73)

İnkılâbın kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı bogmadıkça başladıgımız inkılâp ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de böyle olacaktır. 1923 (İsmail Arar, Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı, S. 56)

İnkılâp güneş kadar parlak, güneş kadar sıcak ve güneş kadar bizden uzaktır. İstikametimi daima o güneşe bakarak tâyin eder ve öylece ilerlerim, ilerlerim, parlaklıgı ve sıcaklıgı ilerlememe müsaade edinceye kadar ilerlerim. Tekrar ilerlemege devam etmek üzere dururum, tekrar güneşe bakarak istikamet alırım. (Ahmet Cevat Emre, Huhit Mec., Sene: 4, No: 48, 1932, S. 2)

Milletlerin tarihinde bazı devirler vardır ki, muayyen maksatlara erebilmek için maddî ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamete yöneltmek lâzım gelir. Yakın senelerde milletimiz böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin mühim neticelerini kavramıştır.

Memleketin ve inkılâbın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır.

Aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir. 1931 (Atatürk'ün S.D. III, S. 90)

Bütün dünya bilsin ki benim için bir taraflılık vardır: Cumhuriyet taraftarlıgı, fikrî ve sosyal inkılâp taraftarlıgı. Bu noktada, yeni Türkiye toplulugunda bir ferdi, hariç düşünmek istemiyorum. 1924 (Atatürk'ün S.D. II, S. 189)

Genç fikirli demek, dogrultuyu gören ve anlayan hakikî fikirli demektir. Milletin hakîm emelleri, görüş noktası budur. Hepimiz ona uymaya mecburuz. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 17)

Arkadaşlar, yaptıgımız ve yapmakta oldugumuz inkılâplar için nurun ve münevverin yoluna gidecegiz; hedef ve hünerimiz cahil kütleyi de nurlandırarak yolumuzda yürütmek ve onu aydınlıga çıkarmaktır. Cumhuriyetimizi, çagdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak istegimizi köstekleyecek herhangi bir referanduma gitmek yalnız cehalet degil hıyanet olur. Yüzde seksenine okuma yazma ögretilmemiş bir memlekette inkılâplar plebisitle olmaz!... 1984 (Bâki Vandemir, Yerli, yabancı 80 imza Atatürk'ü Anlatıyor, S. 172)

Milletin uyanıklıgına, milletin ilerleme ve gelişme istidadına güvenerek, milletin azminden asla şüphe etmeyerek Cumhuriyetin bütün gereklerini yapacagız. Birçok güçlükler ve engeller karşısında bulundugumuzu biliyoruz. Bunların hepsini tetkik ile, azim ve iman ile ve millet aşkının sarsılmaz kuvvetiyle birer birer çözüp sonuçlandıracagız. O millet aşkı ki herşeye ragmen sinemizde sönmez bir kuvvet, dayanıklılık ve ateş kaynagıdır.
1924 (Atatürk'ün S.D.II,166)

Bizim milletimiz vatanı için, hürriyeti ve egemenligi için, hürriyeti ve egemenligi için fedakâr bir halktır; bunu ispat etti. Milletimiz yaptıgı inkılâpların kıskanç müdafiidir de. Benliginde bu faziletler yerleşmiş bir milleti yürümekte oldugu dogru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 84)

Türkiye'de dogan inkılâp güneşi yükselerek hararetini yaydıkça, Türk milletinin kalbi büsbütün dünyanın büyük ve takdire deger eserlerine karşı sıcak bir sevgiyle dolmuş, bütün ilerleme prensiplerini tamamiyle benimsenmiştir. 1923 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 560)

Her türlü yükselme ve olgunlaşmaya istidatlı olan milletimizin sosyal ve fikrî adımlarını kısaltmak istiyen engeller mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 86)

Biz, büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çagdan alıp yeni bir çaga götürdük. Bir çok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzım. En ileri demokrasilerde bile rejimi korumak için, sert tedbirlere müracaat edilmiştir. Bize gelince, inkılâbı koruyacak tedbirlere daha çok muhtacız. 1925 (Avni Dogan, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası, S. 165)
Türk Kadını ve Hakları

Büyük atalarımız ve onların anaları, tarihin, olayların tanıklıgıyla sabittir ki, cidden yüksek faziletler göstermişlerdir. Burada birçok noktalardan sayabilecegimiz o faziletlerin en büyügü ve en ehemmiyetlisi kıymetli evlâtlar yetiştirmeleriydi. Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın umumî vazifelerde üzerlerine düşen hisselerden başka kendileri için en ehemmiyetli, en hayırlı, en faziletli bir vazifeleri de iyi anne olmaktır. Bugünün anaları için gerekli özellikler taşıyan evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak, pek çok yüksek özelligi şahıslarında taşımalarına baglıdır. Bu sebeple kadınlarımız hattâ erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaga mecburdurlar. Eger hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 151-52)

Bizce: Türkiye Cumhuriyet anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde oldugu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir. (Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956, S. 740)

Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasının talep etmemiştir. Allah'ın emrettigi şey, erkek ve kadının beraber olarak ilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim ve bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmak mecburiyetindedir. İslâm ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki, bugün kendimizi bir türlü kayıtlarla baglı zannettigimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim ve bilgi yönünden ve diger hususlarda erkeklerden asla geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 86)

Türk kadını dünyanın en münevver, en faziletli ve en agır kadını olmalıdır. Agır siklette degil; ahlâkta, fazilette agır, agırbaşlı bir kadın olmalıdır. Türk kadınının vazifesi, Türk'ü zihniyetiyle, bazusiyle, azmiyle koruma ve müdafaaya gücü yeter nesiller yetiştirmektir. Milletin kaynagı, sosyal hayatın esası olan kadın, ancak faziletli olursa vazifesini yapabilir. Herhalde kadın çok yüksek olmalıdır. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S. 231)

Türkiye Cumhuriyetinin esas düşüncesi, kadınları degil, erkekleri dahi, savaş meydanına götürmemektir. Fakat Türk Milleti'nin yüksek varlıgına, herhangi taraftan olursa olsun, ilişildigi zaman, işte o vakit Türk kadınları Türk erkeklerinin bulundugu yerde hazır ve gözleyici ve faal olacaklardır. Bu, insanlıgın yüksek huzuru, sükûnu ve dünya insanlıgı için lâzım bir ödev oldugundandır ki, Türk kadını bunu yapacaktır ve yapagelmektedir ve yapar. (Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956, S. 742)

Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi kadınlarımıza karşı gösterdigimiz ilgisizlik kusurdan dogmaktadır. İnsanlar dünyaya alnında yazılı oldugu kadar yaşamak için gelmişlerdir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bu sebeple bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken diger organı işlemezse o toplum felcolmuştur. Bir toplumun hayat çalışması ve muvaffak olması için çalışmanın ve muvaffak olabilmenin baglı oldugu bütün sebep ve şartları benimsemesi gerekir. Bundan ötürü bizim toplumumuz için ilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek, hem de kadınlarımızın edinmeleri lâzımdır. Malûmdur ki, her safhada oldugu gibi sosyal hayatta dahi iş bölümü vardır. Bu umumî iş bölümü arasında kadınlar kendilerine ait olan vazifeleri yapacakları gibi aynı zamanda sosyal toplulugun refahı, saadeti için gerekli gündelik çalışmaya dahil olacaklardır.

Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yerin, ana kucagı oldugu düşünülürse bu vazifenin ehemmiyeti lâyıkiyle anlaşılır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bugünün gereçlerinden biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir. Bu sebeple kadınlarımız da âlim ve teknik bilgi sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün tahsil derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve koruyucusu olacaklardır. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 85-86)

Arkadaşlar, Türk milleti çok büyük vak'alarla ispat etti ki, yenilik sever ve inkılâpçı bir millettir. Son senelerden önce de milletimiz yenileşme yolları üzerinde yürümege, sosyal inkılâba teşebbüs etmemiş degildir. Fakat hakikî neticeler görülemedi. Bunun sebebini araştırdınız mı? Bence sebep işe esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır. Bu hususta açık söyleyecegim: Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Kaabil midir ki bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, digerine müsamaha edelim de kütlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin? Mümkün müdür ki bir toplulugun yarısı topraklara zincirlerle baglı kaldıkça diger kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok yükselme adımları, dedigim gibi, iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenilik alanında birlikte yol alınmak gerektir. Böyle olursa inkılâp muvaffak olur. 1925 (Atatürk'ün B.N., S. 95)

Ey kahraman Türk kadını, sen omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın.

Anaların bugünkü evlâtlarına verecegi terbiye eski devirlerdeki gibi basit degildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına baglıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eger hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

İnsan toplulugu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlügü ilerleyebilsin. Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı topraga zincirlerle baglı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Dünyada hiçbir milletin kadını, "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet gösterdim" diyemez.

Kadınlarımız haddizatında içtimaî hayatta erkeklerimizle her vakit yanyana yaşadılar. Bugün degil, eskiden beri, uzun zamandan beri kadınlarımız erkeklerle başabaş mücadele hayatında, ziraat hayatında, geçim temininde erkeklerimizden yarım adım geri kalmayarak yürüdüler.

Belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine gögüs germekle düşman karışsında buldular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettigi ordunun zayıf kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin var olması imkânını hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve kadınlarımız olmaktadır.

Kimse inkâr edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır.

Çift süren, tarlayı eken, ormandan odun ve keresteyi getiren, mahsulleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kagnısı ile kucagındaki yavrusuyla, yagmur demeyip cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hep o ilâhi Anadolu kadınları olmuştur.
Din ve Lâiklik

Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok saglam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale ugramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur -tefsirler, hurafeler- binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve saglam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır.

Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif degiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaga çalışıyor; kaste ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyecegiz. (Asaf İlbay Anlatıyor, Yakınlarından Hatıralar, S. 102-103)

Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür; tanrısal inanışların belirtilerine bakarak diyebiliriz ki: İnsanlar iki sınıfta, iki devirde mütalâa olunabilir. İlk devir insanlıgın çocukluk ve gençlik devridir. İkinci devir, beşeriyetin erginlik ve olgunluk devridir.

İnsanlık birinci devirde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddaî vasıtalarla kendisiyle meşgul olunmayı gerektirir. Allah, kullarının lâzım olan olgunlaşma noktasına erişinceye kadar içlerinden vasıtalarla dahi kullariyle meşgul olmayı tanrılık özelliginin gereklerinden saymıştır. Onlara Hazreti Âdem Aleyhisselâmdan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve elçiler göndermiştir. Fakat Peygamberimiz vasıtasiyle en son dinî, medenî gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaga lüzum görmemiştir. İnsanlıgın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun dogrudan dogruya tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştigini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Cenabı Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır. 1922 (Nutuk III, S. 1241)

Muhammed'i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesinde en büyük bir komutanın yapabilecegi bir plânı nasıl düşünür ve tatbik edebilir?

Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat degil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harbte bile askerî dehâsı kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed bu harb sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde müslümanlık diye bir varlık görülemezdi. (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 100, 1945, S. 3)

Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantıga uyması lâzımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. (1923)

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadıgını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek degil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla degil, beyinledir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 128 )

Bizim dinimiz, milletimize degersiz, miskin ve aşagı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin deger ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 92)

Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadıgını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantıga halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantıga, milletin menfaatine, islâmın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinîdir. Eger bizim dinimiz aklın mantıgın uydugu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 127)

Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeligi ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor. (1923)

Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 66-67)

Baylar ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensublar memleketi olamaz. En dogru ve en hakikî tarikat, medeniyet tarikatıdır. 1925 (Atatürk'ün B. N., S. 93)

Bizi yanlış yola sevkeden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, sâf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 127)

Demokrasi ve Hürriyet

Unutulmamalıdır ki, milletin hâkimiyetini bir şahısta veyahut mahdut eşhasın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır. (Ocak 1923)

Bizim dünya nazarında en büyük kuvvet ve kudretimiz, yeni şekil ve mahiyetimizdir. (1922)

Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hâkimiyet pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda muvakkat bir zaman için lâzım olur. (Mart 1930)

Her fert istedigini düşünmek, istedigine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtigi bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.

Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabiî haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.

Hürriyet, insanın, düşündügünü ve diledigini mutlak olarak yapabilmesidir.

Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır. İnsanlar, bu mânada hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malûmdur ki insan, tabiatın mahlûkudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak hür degildir; kâinatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce, tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, âmillerine baglıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve degildir. İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın ve birçok mahlûkların zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır. (1930)

Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir.

Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. (1906)

Hürriyetten dogan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla tazyikin temin ettigi sahte güvenlikten daha tehlikeli degildir. (1930)

Hürriyet, Türk'ün hayatıdır. (1930)

Asrî demokraside ferdî hürriyetler, hususî bir kıymet ve ehemmiyet almıştır; artık ferdî hürriyetlere devletin ve hiç kimsenin müdahalesi söz konusu degildir. Ancak, bu kadar yüksek ve kıymetli olan ferdî hürriyetin, medeni ve demokrat bir millette, neyi ifade ettig, hürriyet kelimesinin mutlak surette, düşünülebilen mânasiyle anlaşılmaz. Söz konusu olan hürriyet toplumsal ve medeni insan hürriyetidir. Bu sebeple ferdî hürriyeti düşünürken, her ferdin ve nihayet bütün milletin müşterek menfaati ve devlet mevcudiyeti gözönünde bulundurulmak lâzımdır. Digrinin hak ve hürriyeti ve milletin müşterek menfaati ferdî hürriyeti sınırlar.

Milliyetçilik

Türk milliyetçilig, ilerleme ve gelişme yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde, bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk içtimaî heyetinin hususî seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktır. 1930 (Afet İnan, T.T.K. Belleten, Cilt: XXXII. No: 128, 1968, S. 557)

Türk milletinin kuruluşunda etkili oldug görülen tabiî gerçekler şunlardır: a) Siyasî varlıkta birlik. B) Dil birligi C) Yurt birligi D) Irk ve menşe birligi E) Tarihî karabet. F) Ahlâkî karabet.

Türk milletinin teşekkülünde mevcut olan bu şartlar diger milletlerde hepsi birden yok gibidir. Daha umumî bir tarif yapabilmek için diyelim ki; bir topluma millet diyebilmek için bu şartlar, aynı zamanda bütün olarak veya kısmen, bir arada bulunmak lâzımdır. Bütün milletler tamamen aynı şartlar altında teşekkül etmemiş olduklarına göre Türk milletinde yaptıgımız gibi, diger her millet ayrı olarak mütalâa edilmedikçe, milliyet fikrini umumî ve ilmî olarak tarif etmek güçtür. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, S. 371-372)

Memleketin, fikrî ve ekonomik gelişmede, yüksek ilerleme sahası olmasına çalışmak, idealimizdir. Fakat bu gelişmenin, medenî ve millî sınırlar haricinde cereyan almasını prensiplerimize uygun bulamayız. 1929 (Atatürk'ün S.D. I, 346)

Biz dogrudan dogruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanagı Türk toplulugudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluga dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (İlkögretim Mecmuası, Cilt: 4, Sayı:61, 1940)

Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, herşeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluguna baglılıgını iddia ederse buna inanmak dogru olmaz. (Taha Toros, Atatürk'ün Adana Seyahatleri, S. 39)

Türk milleti, millî hissi; dinî hisle degil, fakat insanî hisle yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında millî hissin yanında, insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle övünür. Çünkü Türk milleti bilir ki, bugün medeniyetin yolunda bagımsız ve fakat kendileriyle paralel yürüdügü umum medenî milletlerle karşılıklı insanî ve medenî münasebet, elbette gelişmemize devam için lâzımdır ve yine malûmdur ki; Türk milleti, her medenî millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle, yeni buluşlariyle medeniyet âlemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hâtıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet âleminin samimî bir alisedir. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, S. 369-370)

Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan gögüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir. 1921 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 411)

Gerektigi zaman vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük istikbale lâyık ve namzet olan bir millettir. 1927 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 536)

Yurt topragı! Sana herşey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk milletini ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın. Türk topragı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı degilsin. Türk milleti için yaratıcılıgını göster. 1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B., S. 295)

Millet için ve milletçe yapılan işlerin hâtırası her türlü hâtıraların üstünde tutulmazsa millî tarih mefhumunun kıymetini takdir etmek mümkün olamaz. 1931 (Atatürk'ün S.D. 1, S. 353)

Millî seciyeyi derin tarihimizin ilham ettigi yüksek derecelere çıkarmak heyecanla takip ettigimiz büyük emellerimizdendir. 1931 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 551)

Ne mutlu Türküm diyene! (1933)

Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadıgımız yurt, bagrından çıktıgımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardıgımız neticelerdir.

Bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirligi eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiligimiz herhalde hodbince ve magrurca bir milliyetçilik degildir. (1920)

Bir milletin ruhu zaptolunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Halbuki asırların yarattıgı millî bir ruha, kuvvetli ve daimi bir millî iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz. (1.9.1924)

Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benligine, millî an'anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu ögretilmelidir. (1922)

Milletin varlıgını devam ettirmek için fertleri arasında düşündügü müşterek bag, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini degiştirmiş, yani millet, dinî ve mezhebî baglar yerine Türk milliyeti bagı ile fertlerini toplamıştır. (Kasım 1925)

Bir fert için oldugu gibi, millet için de kudret ve kabiliyetini fiilî eseriyle gösterip ispat etmedikçe, itibar ve ehemmiyet beklemek beyhudedir. Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat olunmaz. İnsanlık, adalet, mürüvet icaplarını, bütün bu vasıfları haiz oldugunu gösterenler talep edebilir. (Nutuk)

Esas kıymeti kendine veren ve mensup oldugu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile kaim gören adamlar, milletlerinin saadetine hizmet etmiş sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına nail ederler. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir. (17 Mart 1937)

Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. (Ekim 1933)

Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizlige karşı gelmek lâzımdır. (1930)

Türk... Ögün, çalış, güven.

Tarihi, vukuat, hâdisat ve müşahadat hep insanlar ve milletler arasında, hep milletin hâkim oldugunu göstermiştir. Milliyet prensibi aleyhindeki büyük mikyasta fiilî tecrübelere ragmen, yine milliyet hissinin öldürülemedigi ve gene kuvvetle yaşadıgı görülmektedir. Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlıgını hiçbir zaman inkâr edemez. (Temmuz 1919)

(Türk) Tarih tezi olgunlaştı. Onun üzerinde yürümek, durmadan çalışmak lâzımdır. Bazı imansızlar olabilir. Bunlar yol kesenlere benzeyebilir, aldırmayınız. (1938

Türk çocugu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

Milletimiz, kuvvetli karakter, sarsılmaz sistem, ateşli milliyetçilik, iktisadî muvaffakiyetlerden dogup çogalacak imkânlarla da kuvvetlendirilmelidir. (1924)

Milletin toplumsal düzen ve sükûnu, hal ve istikbalde refahı, saadeti, selâmeti ve masumiyeti, medeniyette ilerleme ve yükselmesi için insanlardan, her hususta alâka, gayret, nefsin feragatini ve icabettigi zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden, millî ahlâktır. Mükemmel bir millette, millî ahlâkiyet icapları, o millet fertleri tarafından âdeta muhakeme edilmeksizin vicdanî, hissî bir şevkle yapılır. En büyük millî heyecan işte budur. (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. S. 302)

Millî ahlâkımız, medenî esaslarla ve hür fikirlerle beslenmeli ve takviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir; bilhassa dikkatinizi çekerim. Tehdit esasına dayanan ahlâk, bir fazilet olmadıktan başka itimada da lâyık degildir. 1924 (M.E.İ.S.D. I, S. 19)

Türk milleti kurtuluş savaşından beri, hattâ bu savaşa atılırken bile mahkûm milletlerin hürriyet ve bagımsızlık dâvalariyle ilgilenmeyi, o dâvalara yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve bagımsızlıklarına kayıtsız davranması elbette uygun görülemez. Fakat milliyet dâvası şuursuz ve ölçüsüz bir dâva şeklinde mütalâa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet dâvası siyasî bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek, müsbet ilme, ilmî usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde propagandalarda müsbet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkân sınırları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz. (Abdülkadir İnan, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 13, 1963, S. 115)



Tam bagımsızlık, bizim bugün üzerimize aldıgımız vazifenin temel ruhudur. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu vazifeyi yüklenirken, tatbik kabiliyeti hakkında şüphe yok ki çok düşündük. Fakat netice olarak edindigimiz görüş ve iman, bunda, muvaffak olabilecegimize dairdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin işledikleri hatalar yüzünden, milletimiz sözde mevcut zannolunan bagımsızlıgında kayıtlı bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi, medeniyet dünyasında kusurlu gösteren neler düşünülebilirse, hep bu hatadan ve bu hataya uymadan dogmaktadır. Bu hataya uyma neticesi; mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve bütün yaşama kabiliyetinden soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz; yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Bilgin, cahil, istisnasız bütün millet fertleri, belki içinde bulundukları güçlükleri tamamen anlamaksızın, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta; tam bagımsızlıgımızın temini ve devam ettirilmesidir.

Tam bagımsızlık denildigi zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bagımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bagımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bagımsızlıgından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna erişecegimız inancında degiliz. 1921 (Nutuk II, S. 623-624)

Bagımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılıgında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bagımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bagımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip ugrunda her türlü fedakârlıgı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlıgın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler. 1928 (Atatürk'ün S.D. II, S. 249)

Bagımsızlıgı için ölümü göze alan millet, insanlık haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlıgı yapmakla teselli bulur ve elbette esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete nazaran dost ve düşman nazarındaki mevkii farklı olur. 1927 (Nutuk I, S. 13-14)

Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bagımsızlıga sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bagımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.

Yabancı bir devletin himaye ve destegini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinligi itiraftan başka bir şey degildir. Gerçekten bu aşagı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.

Bundan ötürü, ya bagımsızlık, ya ölüm!... 1919 (Nutuk I, S. 13)

Arzumuz dışarıda bagımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenligi korumadan ibarettir. Millî egemenligimizin hattâ bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların kafalarını parçalayacagınızdan eminim. 1923 (Atatürk'ün S. D. II, S. 71-72)

"Biz barış istiyoruz" dedigimiz zaman "tam bagımsızlık istiyoruz" dedigimizi herkesin bilmesi lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On sene, yirmi sene sonra aşagılaşarak ölmekten ise şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız. 1923 (Atatürk'ün S. D. II, S. 89)

Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî bagımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettigi takdirde, insanlıgı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet geregi olan dostluk, siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan sarfınazar edinceye kadar amansız düşmanıyım. (23.4.1921)

Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve bagımsızlıga sembol olmuş bir milletiz. (Nutuk)

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bagımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz. (Nutuk)

Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlâtlarından ibarettir. Bu millet istiklâlsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (21 Haziran 1922)

Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir ben milletimin en büyük ve ecdadımın en kıymetli mirası olan istiklâl aşkı ile dolu bir adamım. Çocuklugumdan bugüne kadar ailevî hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenlerce bu aşkım malûmdur. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlıgın vücut beka bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydıgım vasıflara çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut oldugunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir.

İstiklâl ve hürriyet âşıkı milletler için, ıstırap anları, o ıstırabın âmilleri, ibret alıp tetikte durmak için daima hatırlanmalıdır. İstiklâl ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne karşılıgında olursa olsun ihlâl ve takyide asla müsamaha etmemek, istiklâl ve hürriyetlerini bütün mânasıyla masun bulundurmak ve bunun için, icap ederse, son ferdinin son damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı bir misalle süslemek: İşte istiklâl ve hürriyetin hakikî mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini vicdanında idrak etmiş milletler için esas ve hayati prensip.

Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlıgını, garazını, kinini, bu memleketin ve milletin üzerine çektik. Biz panislâmizm yapmadık. Belki, "yapmıyoruz, yapacagız" dedik. Düşmanlar da "yaptırmamak için biran evvel öldürelim" dediler. Panturanizm yapmadık, "yaparız, yapıyoruz" dedik, "yapacagız" dedik ve yine "öldürelim" dediler. Bütün dâva bundan ibarettir. (1921)






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:

 
  TOPLAM 41647 ziyaretçi (121763 klik)  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=